Göçmenler ve Lüksemburgluların Neden Kültürel Adaptasyona İhtiyacı Var?

Nörobilim ve evrimsel biyoloji uzmanı ve Brüksel merkezli STK Mind Hub Academy’nin kurucusu Sinan Canan, Lüksemburg ziyareti sırasında, yer ve kültürün değişmesinin -özellikle yaşlandıkça- hem göç edenler hem de yerel topluluk için sorunlar yaratabileceğini söyledi.

“Konum ve kültür değişikliğine genellikle uyumlanıyoruz. Ancak sosyal, ekonomik veya sağlık krizi durumunda eski kültürel kodlarımıza geri dönüp önceden öğrenilmiş bazı davranışlar ve bir dizi otomatik tepkiler sergiliyoruz” dedi.

Birçok insanın, özellikle de daha eski nesillerin, dünyanın belirli yerlerinde entegrasyon üzerinde ciddi bir etkisi olan mevcut kültürel kodlar içinde yaşamayı tercih etmesi nedeniyle, bu durumların uyumsuz bir davranış yaratabileceğini açıkladı.

Canan’a göre davranış, uyum ve iletişim sorunları çoğunlukla psikolojiktir. Dil ve duygusal tepkiler de dahil olmak üzere kültürel kalıplarımızı veya kodlarımızı, yaşamımızın çok erken dönemlerinden itibaren, beyin gelişimimiz tamamlanmadan önce geliştiririz.

“Bu, hayatımızın geri kalanındaki düşünce ve davranışlarımızın temelidir” dedi. “Aynı çocuğu alıp farklı bir ortamda büyütürseniz çok farklı olur çünkü biz kültürel yaratıklarız.”

Grand Duchy’de geçirdiği kısa süre boyunca Canan, Lüksemburg’daki insanların birbirleriyle etkileşim ve uyum içerisinde olduğuna, ancak bunun kısmen gelişmiş ekonomi ve istihdam olanaklarından kaynaklandığına inanıyor.

Bunun tersine, bazı toplumlarda göçmenler ve yerli halk etkileşime girmiyor ve “göçmenler veya yerel halk için faydalı olmayan” bir alt kültür oluşturan gettolar oluşuyor.

 

Depresyondan Kaçınmak İçin Daha Fazla Etkileşim

Canan için çözüm oldukça basit; kültürel kod ne olursa olsun birlikte iletişim kurmak ve hayatı paylaşmak, çünkü ancak bu sayede yeni bir dizi davranış kalıbı oluşturabilirsiniz.

Ancak bunu başarmanın din, toplumsal değerler ve bazı gelenekler gibi iletişimde engel oluşturabilecek bazı püf noktaları olduğunun altını çiziyor.

“Kültürel kod ne olursa olsun birlikte iletişim kurun ve hayatı paylaşın, çünkü ancak bu sayede yeni bir dizi davranış modeli oluşturabilirsiniz.”

“Bir yere gittiğimde iletişimi kesersem ve kendimi izole edersem bunalıma giriyorum. İnsanlar biyolojik ve psikolojik olarak yalnız değil, başkalarıyla birlikte olmaya ayarlıdır. Eğer bununla çelişirseniz olumsuz herhangi bir şeyi abartır, kötümser, alaycı ve hatta agresif olursunuz.”

Yeni insanlarla samimi bir biçimde tanışmak gerekir. Canan, iyi bir başlangıcın topluluk ortamında birine yardım etmek olduğunu, çünkü başkaları için iyilik yapmanın kendimizi de iyi hissetmemizi sağladığını söylüyor. Hem göçmenlerin hem de Lüksemburgluların, birbirleriyle yeni bağlantılar geliştirebilecekleri, tıpkı okul çağındaki çocuklar gibi keşfetme zihniyetini benimsemeleri gerekiyor.

“Hayatın yeterli olduğunu düşünüyorsanız onu korumak için strateji üretirsiniz, ancak gelişmek istiyorsanız bunu yapmak için fırsatları ararsınız. Bu, başkaları ve yaşadığınız yer hakkında nasıl düşündüğünüzle ilgili verdiğiniz bir karardır” dedi.

 

“Kenar” Etkisi

Karanın denizle buluştuğu yer gibi iki farklı ortamın bir araya gelmesi durumunda biyolojide kullanılan bir terim olan “kenar etkisini” tanımlıyor. “Kenarda bolluk var, orada git gide büyüyen bir bolluk ve çeşitlilik var. Kültürel yaşamda iki kültürel kod veya davranışın buluşması da tıpkı bunun gibidir.”

Hem zihinsel hem de fiziksel sağlığınızı korumanın formülü basittir. Daha fazla hareket edin ve daha az yiyin, gerçek ve duygusal olarak bağlantılı ilişkiler kurun (sosyal medya aracılığıyla değil), günlük stresle başa çıkmayı öğrenin ve sınırlarınızı zorlayın.

“Eğer durağan koşullar altındaysak depresyona gireriz; bu, evrimsel biyolojinin temel bir bulgusudur.”

Lüksemburg ziyareti sırasında Canan, Mind Hub Academy, Turkish Global Society dergisi ve European Academy forEducation and Social Research ile iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte İnsanın Fabrika Ayarları adlı kitabı hakkında konuştu.

SARİTA RAO

Yorum Yap